Şaşkın Penguenler Kolonisi

Güney Afrika Gezi Günlüğü


Aslı Bursa Anadolu Lisesi dergisi Bal Özünde yayınlanmış Güney Afrika Gezi Günlüğü konuk yazarımız Ekin Su tarafından kaleme alınmıştır.

26 OCAK 2013

İstanbul’dan soğuk bir kış gününde uçağa bindik. 9 saatlik uzun bir uçak yolculuğundan sonra Johannesburg’a vardığımızda bizi günlük güneşlik bir yaz günü karşıladı. Otobüsümüze binerek kısa bir şehir turu yaptık. Rehberimiz bize Güney Afrika’nın maden bakımından çok zengin bir ülke olduğundan söz etti. Dünyada ki altın ve elmasın %75’i burada çıkarılıyormuş.

Johannesburg şehri dünyada suç oranı yüksek şehirdir. Aynı zamanda siyah ve beyaz ırkların ayrımı yani upper thigh döneminin izlerini hala taşımaktadır. Siyah ve beyazların oturdukları bölgeler farklıdır. Beyazlar ne kadar lüks içinde yaşıyorsa siyahlarda o kadar yoksulluk içinde yaşıyor. Teneke mahallelerinde kalıyorlar. Beyazlar hayatlarını siyahlardan korkarak geçiriyorlar. Hepsinin evleri elektrik telleriyle çevrili ve alarm sistemleri kuruludur. Sokakta tek başlarına yürüyemezler. Hepsinin arabası vardır. Arabayla ulaşımlarını sağlarlar.

Şehir turundan sonra verimli olmadığı için kapatılmış sadece turistik amaçla kullanılan gold reef madenini gezdik. 55 metre derinliğine inerek madeni dolaştık.

27 OCAK 2013

PRETORIA GEZİSİ:

Güney Afrika ‘nın 3 adet başkenti vardır. Yasama başkenti Cape Town , yürütme başkenti Pretoria, yargı başkenti ise Bloem Fontein’dir. Biz yürütme başkenti olan Pretoria’ya gittik . Şehrin girişindeki Büyük Yürüyüş Müzesi’ni gezdik.

Güney Afrikaya ilk gelen beyazlar Hollanda asıllı olan boyerlerdir ve Cape Town’a yerleşmişler. Sonradan gelen İngilizler onlarla savaşmış ve ülkenin kuzeyine doğru sürmüşler. Bu müze boyerlerin Cape Town’dan Johannesburg’a olan göçlerini anlatmaktadır.

SOVETO GEZİSİ:

Soveto mahallesi Johannesburg ‘da yaşayan zencilerin oturduğu mahalledir. Buradaki insanların çoğu teneke evlerde yoksulluk içinde yaşıyorlar. Beyazlar bu mahallede tek başlarına gezmezler.

Soveto dan sonra Nelson Mandela’nın evini gezdik. Nelson Mandela ırk ayrımına karşı olduğu için 27 yıl cezaevinde yatmış, Güney Afrika’nın siyahi önderlerinden biri ve Güney Afrika’nın eski başkanıdır. Nobel Barış Ödülünü almıştır.

28 OCAK 2013

3. gün Sun City’e doğru yola çıktık. 2 saatlik yolculuktan sonra Sun City’e geldik. Sun City 3 otelden oluşan bir eğlence merkezi ve aynı zamanda Pilanesberg milli parkının içindedir. İçinde dalga havuzu ile her gün saat 12’de gerçekleşen yapay bir depremin yaşandığı bir köprü, büyük bir yapay göl ve timsah çiftliğide bulunmaktadır. Çok doğal bir ortam var. Orada babunlarla birlikte havuza girdik. Onlarla dolaştık. Gerçi biraz yaramazlar. Hatta annemin çantasını bile aşırmaya çalıştılar.

29 OCAK 2013

Sabah beş buçuk gibi safari arabasına binerek Pilanesberg milli parkına gittik. İlk olarak yolun hemen kenarında aslan ailesiyle karşılaştık. O kadar tatlılardı ki anlatamam. Daha sonra buffaloya benzeyen oranın yerel hayvanı olan kuduyu, zürafaları, zebraları, su aygırını geyiğe benzeyen gunuyu gördük. İnanılmaz bir safariydi. Tüm hayvanlar çok yakınımızdaydı. Hatta rehberimiz bize çok şanslı olduğumuzu söyledi. Bir çok tur hayvanları çok uzaktan görüyormuş.

Safariden sonra timsah çiftliğini gezdik. Timsahlar gerçekten çok ürkütücülerdi. Ama yavru timsahlarda bir o kadar tatlıydı. Bizi gezdiren oranın yerel rehberi bize yavru bir timsah bile sevdirdi. Derileri çok sert ve pürüzlüydü.

Öğleden sonrada dalga havuzu ve deprem köprüsüne giderek çok eğlendik.

30 OCAK 2013

Bugün öğlen 1 – 1.30 gibi safari alanının içinde yer alan Bakubung Oteline gittik. Küçük bungalov tarzı evlerde kaldık. Odanın dışından kudu ve uzaktan da olsa filleri gördük. Kaldığımız otelin dışında vahşi hayvanların yaşaması gerçekten çok heyecanlıydı. Daha sonra da akşam üstü safarimize çıktık. Bu safari ilkine göre açıkçası daha sıkıcıydı. Hayvanlar daha uzaktaydı. İlk safariden farklı olarak sadece filleri gördük.

31 OCAK 2013

Bakubung’dan ayrılarak Johannesburg havalimanına geri döndük. Havalimanından uçakla Cape Town’a olan yolculuğumuzu gerçekleştirdik. Cape Town’a vardığımızda kısa bir şehir turu yaptık ve otelimize yerleştik. Akşam yemeğinde oranın limanı olan Waterfront’ta okyanusa karşı oturarak harika deniz ürünlerini yeme fırsatımız oldu.

1 ŞUBAT 2013

Sabah erkenden Ümit Burnu’na doğru yola çıktık. Afrika kıtasının en güneyinde olan Ümit Burnu’na gittik. Portekizli denizci Bartelemio Diaz burayı keşfetmiş, gittiği dönem fırtına dönemi olduğu için burnu geçip Hint okyanusuna ulaşamamış ve geri dönmek zorunda kalmış. Bu nedenle buraya Fırtınalar Burnu adını vermiş. Ancak Portekiz’e döndüğünde Portekiz kralı denizcilerin şevkinin kırılmaması için fırtınalar burnu adını Ümit Burnu (Cape Of Good Hope) olarak değiştirmiştir. Teleferikle yukarı çıkıp Afrika’nın en eski deniz fenerini de gördük.

Dönüşte penguenler sahilini ziyaret ettik. Dünyanın en tatlı hayvanları olan penguenleri gördük. Bu sahile Namibya’dan 4 çift penguen getirip bırakmışlar. Bu penguenler bugünkü koloniyi oluşturmuşlar. Hepsi çok şekerlerdi, bize poz veriyormuş gibi havaları vardı. Bu gezide en çok sevdiğim hayvanlardan biri kesinlikle penguenlerdi.

2 ŞUBAT 2013

Bu sabah Masa Dağı’na çıkacaktık. Ancak havanın çok rüzgarlı ve bulutlu olması nedeniyle teleferik çalışmadı. Bu nedenle çıkamadık. Dağın tepesi aynı masa gibi dümdüz olduğu için dağa bu adı vermişler. Dağa çıkamadığımız için fok adasını tekneyle görmeye gittik. Foklar çok tatlılardı. Çıkardıkları seslerde bir o kadar ilginçti. Ama o kadar kötü kokuyorlardı ki anlatamam. Fok adasına giderken de uzaktan Dünyanın en büyük 2. hapishane adasını gördük. Bu hapishanede Alcatraz’dan sonra en azılı mahkumları tutmaktadır.

Güney Afrika şaraplarıyla ünlü bir ülkedir. Üzüm bağlarını ve şarap mahzenlerini gezdik ve büyükler orada şarap tadımı yaptılar.

3 ŞUBAT 2013

Güney Afrika’da ki son günümüz. Uçağın zamanına kadar serbest zamanımız vardı. Bizde biraz alışveriş yapıp limanda yürüyüş yaparak zamanımızı geçirdik. Hepimiz bu ülkeden ayrılacağımız için çok üzgünüz. Burayı çok ama çok özleyeceğiz. Umarım sizlerde bir gün bu ülkeyi ziyaret edersiniz. Mutlaka gidilmesi gereken ve bol bol fotoğraf çekilmesi gereken bir yer.

  • levent önal

    tebrikler ekinsu

  • şenay

    ekin su gezi yazılarının devamını bekliyorum