Tire Kaplanköy Dağ Restoran

Kaplanköy, Tire: Lor Tatlsı ve Keçe Gezisi


İzmir’e gidip de etrafta yer alan köyleri gezmemek olmaz bence. Ege’nin asıl lezzetlerini, yerel insanını ancak buralarda gerçek anlamı ile görmek mümkün. Bu sebeple, her sene Çeşme’ye gittiğimizde olduğu gibi bu sene de kendimize bir köy seçtik ve yolculuğumuz böylelikle başladı. Aslında aynı gün içerisinde 2 farklı durağımız oldu biri Kaplanköy, diğeri Tire. Her iki yerde kendine has özellikleri ile bizleri kendine sevdirdi ve hatıralarımızda ayrı ve keyifli birer yer edindi.

Kaplanköy, Çeşme’ye 1,5 saat uzaklıkta, tepelerin üstünde bir yer. Sessiz, sakin, huzurlu ve dingin. Aslında gezilecek ve görülecek öyle çok tarihi bir yerleri ya da değişik yapıları yok. Kaplanköy’ün özelliği, tepenin en ucunda yer alan ve manzarası, yemekleri ile kendine bağlayan restoranları diye düşünüyorum. Biz en uçta yer alan Kaplanköy Dağ Restoranı seçtik. Belirtmekte fayda var, hafta sonu 13:00’den önce yemek servisi yapmıyorlar. Restorana girmeden önce, hemen yanında yer alan orman yoluna girip biraz yürüyüş yaptık Değişik bir sürü ağaç, ağaçların arasından akan nehrin suları ve kuş sesleri. İşte dinginlik için istenen ve gereken 3 element. Birazcık yürüyüp yorulunca da hemen restorana döndük. Buranın mezelerinin enfes olduğu yönünde bir bilgimiz vardı. Bizde hemen mezeleri öğrenmek istedik. İşte işin en tatlı yeri burası. Mezeler için çekmeceli, çalışma masasına benzer bir servis arabası hazırlamışlar. Bu arabadan mezeleri görüp, seçiminizi yapabiliyorsunuz. Böyle bir sunumu sanırım ilk kez gördüm. (Genelde tepside ya da bildiğimiz standart tekerlekli servis arabalarında getirilir mezeler.) Meze olarak bir tercihimizi, istifno, turp otu, pazı, ısırgan otlu börek, kurutulmuş domates, kabak çiçeği dolması, patlıcan salata ve  havuçtan yana kullandık. Özellikle ısırgan otlu börek bir şahane idi. Aslında bence tüm mezeler baya başarılı ve daha önce yediklerimden epey değişikti. Yemeğin yanında kendi yaptıkları karadut şurubundan içtim. Bu kadar lezzetlisini bulmak sanırım biraz zor. Ne tatlı ne ekşi, tam kıvam hem de soğuk mu soğuk. Daha ne olsun? Turp otu ve istifno ise birazcık ekşimtırak olmakla beraber, ekşi ve ege otları sevenlerin epey hoşuna gidecektir. Mezelerimiz yanında sıcak olarak keşkek istedik. Buda ayrı bir lezzetti. İsterseniz salça sosu olmadan yiyebilirsiniz ama ben salça soslusunu çok beğendim. Yemeklerimizi bitirdikten sonra ise sıra tabi ki tatlıya gelmişti. Ege’de çok meşhur olan karadut reçeli ile süslenen lor peyniri tatlısından yedik. Cheesecake sevenler için bence çok kolay ve lezzetli bir alternatif. Tabi kullanılan lor peynirinin de cinsi önemli. Ben lor peyniri hep küçük parçalar halinde yedim. Halbuki, bu tatlıda lor peyniri kalıp olarak kullanılıyor ve kıvamı marketlerden aldıklarımızdan daha farklı. Ben çok sevdim. Evde de mutlaka deneyeceğim. Tatlı, çay derken Kaplanköy’den ayrılma vakti geldi. Sonraki durağımız ise keçeleri ile ünlü Tire oldu.

Tire’ye geldiğimizde havanın çok sıcak olması biraz bizi olumsuz etkilese de yılmadık. Buraya daha önce nisan ayı gibi gelenler çok da keyifli olduğundan bahsetmişti. Tire’ye gittiğimiz gün Salı günüydü yani Tire’nin pazarının olduğu gün. Sokaklar arasına kurulan Pazar içerisinden yürüyerek keçelerin satıldığı dükkanlara geldik. Pazarın içerisinden yürürken tezgahların arkasına baktığınız zaman hep yaşlı, yüzleri kırış kırış olmuş ama hayata sımsıkı tutunan teyzeleri görebilirsiniz. Sanki yüzlerindeki her bir çizgi size başka şeyler anlatıyor. Hikayelerini paylaşıyor. Bu teyzelerin konuşmalarına şahit olmak, bakışlarındaki o yaşanmışlığı görmek insanı düşündürüyor. Bir yandan da bu samimi teyzelerden alışveriş yaparken onların hayatlarına değiyor insan ve teyzeler sanki Ege’nin toprağını ve kokusunu hediye ediyorlar.

Keçe ve ipek kullanılarak o kadar güzel şallar, masa örtüleri, atkılar, halılar ve dekoratif başka ürünler yapmışlar ki, takdir etmemek imkansız. Tam bir el eseri. Kendi elleri ile makine da keçeyi inceleterek, ipekle birleştirerek ve farklı motifler oluşturarak çok estetik ve kullanışlı ürünler çıkarmışlar ortaya. Birkaç tane keçe dükkanı var, biz iki tanesinden de bir şeyler aldık. Bir an önce kış gelsin de şallarımı ve atkımı takayım istiyorum. Keçe dükkanlarını gezdikten ve dükkan sahipleri ile sohbet ettikten sonra pazar içerisinde biraz daha gezinerek, arada daracık bir sokakta bugün hala elleri ile takunya yapan yaşlı bir amcanın dükkanı var. Buraya da uğrayarak şu anda salonumda güzel bir yere sahip renkli takunyalardan birer çift hem kendimize hem de hediye olarak aldık. Amcanın o kadar yaşlılığı karşısında hala bu kadar özenle ve hatasız takunyaları elleri ile yapabilmesi ve azmi görülmeye değer ve kesinlikle takdire şayan. Biz bu yaşımızda hem işte çalışırken bolca söylenen, sürekli yorgun bir gençlik iken, her bulduğumuz boş zamanda kafamız yastığa giderken, yürümekte bile zorlanan bu takunyacı amca hala geçimini sağlamak için tüm şevki ile çalışıyor. Bence bu eski insanlardan öğrenecek çok şeyimiz var.

Tire’deki gezimiz sıcağın ve erken yola çıkmanın verdiği yorgunluk sebebi ile erken bitti. Bir daha gidip, Tire’de köfte yemek gerekiyor. Ayrıca, isterseniz buradan Ege Tire sucuklarından alabilirsiniz. Tam mangallık, içinde karabiber taneleri oluyor, epey yoğun bir sucuk ama denenmeli.

Ege’nin tüm köyleri, kasabaları gibi hem Kaplanköy hem de Tire görülmeye değer yerler. Buralardaki olağan düzene birkaç saatliğine bile ortak olmak kesinlikle deneyeme değer. Fotoğraf makinanızı unutmayın tabi!!

Keyifli gezmeler.