Kuzguncuk’ta bir gün


İstanbul’da yaşayıp, bu koşturmacanın ortasında kendisini bulan kimle konuştuysam dingin bir hayat özleminden bahsediyor. İşe gelip giderken yolda saatler geçirmeden, dışarı çıktığında kalabalıkta kaybolmadan, isteği yere hep geç kalmadan, zamanın bu kadar hızlı akmadığı bir hayatı hayal ediyor.. Böyle bir hayat mümkün mü? Bana çok mümkün görünmüyor, o sebeple de hafta sonları olabildiğince hayattan zevk almamı sağlayacak yerlerde vakit geçirmeye çalışıyorum. Bunların başında evim geliyor ama haftanın beş günü bilgisayar başı çalışarak geçirince de, insan hafta sonu kendini sokaklara atmak istiyor. Hafta sonları benim gitmekten en keyif aldığım yerlerden biri Kuzguncuk.  Kuzguncuk’a gitmeye karar verdiğimiz zaman ise, belli bir rutinimiz var ve genelde onu takip ediyoruz. Bu rutinimiz erken kalkmayı ve erkenden evden çıkmayı gerektiriyor ama öğleden sonrasının kalabalığına yakalanmaktan kurtulduğumuz ve güne erken başladığımız için bizi ayrıca bir mutlu ediyor.

Sizde bizim gibi samimi bir kahvaltı sofrasında dostlarınız ile muhabbet etmek, ardından biraz sohbet biraz dertlenmek için samimi bir yerde kahve içmeyi seviyorsanız, bu rutini takip edebilirsiniz.

Tarihi  Çınaraltı Kahvesi

Kahvaltılıklarınızı yanınıza alın gidin, içecek götürmeyin. Denizin yanında bir masa bulun, açık havada boğaz manzarası eşliğinde kahvaltınızı yapın. Çınaraltı’na gittiyseniz öyle ince belli bardaktan çay içilmez, su bardağı ile çay içmeyi deneyin. Hele kışın gittiyseniz, ki bence yazdan daha iyi, çay bardağını elleriniz arasına alıp ısınmak için kullanın.  Eğer üşenirim kahvaltı hazırlayamam derseniz Çinaraltı’nda da kahvaltı var ama öyle müthiş bir şeyler beklemeyin. Nitekim en son gittiğimizde menemenini beğenmedik. Üşenmeyin kendi keyfinize göre bir şeyler alın yanınıza.

Çınaraltı’nda kahvaltı yapanların çoğunun masasında börek görebilirsiniz. Bu enfes börekleri kahvenin girişindeki Çengelköy Börekçisi’nden alabilirsiniz. Benim favorim patatesli, eşim ise tam buğday unundan yapılmış cevizli olanı seviyor. İsterseniz fırından simit, manavdan da domates, salatalık alın. Burayı sevmemin nedeni belki de her şeyin çok komplike hale geldiği günümüzde sadeliğe ve samimiliğe duyduğum ihtiyaç. Fazla düşünmeden, belki fazla özenmeden, içimizden geldiği gibi, kalıplara bağlı kalmadan birkaç saat geçirebildiğim için..

Kuzguncuk Kastamonu Pazarı

Kastamonu Pazarı dedim ama aslında bu bir Pazar değil, küçük bir dükkan. Ekmek, meyve, kaymak ve bir sürü şey daha alabileceğiniz, Kastamonu’ya has lezzetleri bulabileceğiniz bir yer. Biz her gittiğimizde uğruyoruz. Buranın altında asma yaprağı ile pişirilen ekşi mayalı ekmeği çok güzel. Biraz büyük bir ekmek ama dilimleyip buzlukta saklayabilirsiniz, çıkartıp kızartınca da nefis oluyor. Biz bir keresinde burada koca yemiş bulduk ve onunla likör yaptık. Normalde Pazar ya da marketlerde bulamayacağınız bu meyveyi özellikle ayılar pek severmiş ve çok yedikleri için sarhoş olurlarmış. Yurtdışında çilek ağacı olarak bilinen bu meyvenin çok tüketince sarhoş etme özelliği  varmış, aman yerken dikkat :) Likör yapmak için süper seçim değil mi?

Kuzguncuk’ta yeme içme

Her ne kadar Kuzguncuk’a sıklıkla gitsekte, genelde Çengelköy’de kahvaltı ettikten sonra gittiğimden dolayı yeme kısmına burada bir türlü geçemiyoruz :) Yine de burada gitmek istediğim yerler olmadığı anlamına gelmiyor bu, ya da bir şeyler içmek için oturduğum yerler :)

Öncelikle henüz gitmeye fırsat  bulamadığım ama listemin başında olan bir yerden bahsedeyim. Kosinitza, deniz ürünleri ile meşhur bir restoran. Kuzguncuk’ta nerede yemek yenilir diye araştırırken karşıma çıktı. Deniz mahsüllerini seviyor olmam dolayısı ile de burayı gidilecek yerler listesine hemen ekledim. Bununla beraber, sitesine bakıp İtalyan trattorialarını andıran tarzı olduğunu okuyunca, merakım iyice arttı.

Kahvaltı sonrasında sıcak bir şeyler içmek istersem aklıma gelen yerlerden biri Asude Çay Evi. Sokağa attıkları yeşil taburelerde oturup, hem geleni geçeni izleyip hem de sıcacık yeni yapılmış salep içmek çok keyifli. Kuzguncuk’un sanatsal ruhuna uyan, samimi, kendi halinde, içten bir mekan. Kuzguncuk ile bütünleşmeyi, kendini oraya ait hissetmeyi sağlayan bir mekan.

Hem kitabımı okuyayım, hem kitap bakayım, hem de sakin bir öğleden sonra geçireyim derseniz o zaman Nail Kitapevi tam size göre. Kitapların arasında konulmuş masaları, cam kenarlarında bulunan sedirleri ile kitap okumaya sevk eden, dikkat dağıtan dış etkenlerin olmadığı bir mekan. Kitabımın yanında kezzetli bir kahve olsun derseniz burası aradığınız yer olmayabilir gerçi. Benim gibi gerçek bir kahve delisi iseniz ve kahvede bile lezzet arıyorsanız tercih etmeyebilirsiniz ama yine de sakin bir kaç saat geçirmek için ideal.

Keyifli günler :)