Hacker-Pschorr

Oktoberfest’in yıldızı Münih Bira’sı


Yakın zamanda yaptığımız Münih gezisinden akılda kalanlar bira ağırlıklı :) Tamam II. Dünya Savaşı sonrasında yerle bir olan şehir çok kısa bir sürede orijinaline sadık kalınarak inşa edilmiş, tamam Almanlar çok disiplinliymiş falan ama bunlar çok sıkıcı. Münih’te anlatılmaya değer iki üç şey var bence. Bunlardan biri şehirdeki bisiklet çılgınlığı, diğeri English Garden’daki sörfçüler. Üçüncü ve son şey ise bu yazımızın konusu meşhur Münih Bira’sı. Toplam kaç tane Münih Bira’sı var bilemiyorum ama önemli büyüklükte olan ve Oktoberfest’te yer alan altı marka bulunuyor. Bunlar (alfabetik sıra ile):

  1. Augustiner
  2. Hacker-Pschorr
  3. Hofbrau
  4. Löwenbrau
  5. Paulaner
  6. Spaten

Yukarıdaki altıya ek olarak Münih’li olup olmadığını bilmediğim ama sıkça karşılaştığım bir diğer marka ise Franziskaner. Bu altı bira markasını Münih’te hemen her yerde bulmak mümkün. Bira konusunda kendimi uzman sayamam ama açık ara favorim Augustiner’di. Bu altılı arasında en çok bilineni ise Löwenbrau (ya da belki bir zamanlar Türkiye’de de satıldığından bana öyle geliyor). Temelde 4 farklı çeşit  Münih Bira’sı ile karşılaştık; açık renkli (Helles) bildiğimiz bira, koyu renkli (Dunkles) bira, buğday birası (Weiss) ve koyu renkli buğday birası (Dunkles Weiss). Markadan bağımsız olarak eşimin favorisi koyu renkli buğday birası oldu. Münih Bira’larını, alışık olduğumuz biralar ile karşılaştırmak gerekirse ilk etapta söylenmesi gereken Alman biralarının içiminin bizimkilere göre çok daha kolay olduğu. Konuyu porsiyonlara getirirsek adamların bira standardının 1 litre olduğunu vurgulamakta fayda var. Koyu’da içeyim, açıkta içeyim bir de buğday deneyeyim derken yamulmak işten bile değil :) Yukarıda sayılan biralarının bir diğer özelliği ise hepsinin “Reinheitsgebot” yani bir nevi bira standartlarına tabi olması. Vaktiyle (1500’lü yıllarda) vergilendirme kolaylığı sağlamak için konulmuş bu kural daha sonra bira üreticileri için bir kalite göstergesi, pazarlama aracı olarak kullanılmaya başlanmış. Yakın zamanda okuduğumuz bir yazıda bu kuralın Alman biralarının inovatif özelliklerini sınırladığından ve hepsinin benzer tatlara sahip olmasına yol açtığından bahsediliyordu. Tabii ki karşıt görüşler yani Alman bira tüketicisinin birasında bu özellikleri aradığını söyleyenlerde bulunuyor. Ben daha çok yazıda savunulan tüm biraların tadı aynı savına yakınım. Aralarında çok belirgin bir lezzet farkı olduğunu düşünmüyorum. Bu tüketiciler için iyi olmakla beraber markalar için aslında yıkıcı bir durum. Her ne kadar biraların tatları benzer desemde hepsini yerinde deneyebilmek için epey bir uğraştık. Sonuç olarak dördünü yerinde deneyebildik. Münih’i gezmek için en uygun zaman Oktoberfest’in gerçekleştirildiği Eylül sonu bence. Tabii ki bu dönemde yüksek konaklama bedeli ve bilet fiyatlarını sorun etmezseniz. Biz haziran ayında gezebildik ve kendi festivalimizi kendimiz yapmak zorunda kaldık :) Eğer bira seviyorsanız Münih’te bir kaç gün geçirip yerel biraları ve bira bahçelerini görmelisiniz mutlaka. Biranın yanında sosis ve pretzel almayı ihmal etmeyin. Bu yazıyı bira ile sınırlı tutuyor ve favori bira bahçelerimizi burada açıklıyoruz.