Podima Sahil

Podima: Hikayenin peşinde


Hani bazı kitaplar vardır hikayesi sizi sürükler götürür. İşte Zülfü Livaneli’nin yeni kitabi “Kardeşimin Hikayesi” bunlardan biri. Hatta o kadar ki, kitabı okuduktan sonra kendimizi hikayenin geçtiği Podima köyünde bulduk. Bir pazar sabahı kalktık, rahat ve serin yatağımızı bıraktık ve yollara koyulduk. Podima, Yalıköy olarakta biliniyor. Trafiğin olmamasının da verdiği rahatlık ile köprüyü aştık, Avrupa yakasına geçtik ve Çatalca’ya doğru yola koyulduk. Yalıköy bir Karadeniz köyü ve Karadeniz’in Trakya kıyılarında yer alıyor. Yol çok uzun olmasa da Yalıköy’e varmadan karın açlığımızı gidermek adına, Çatalca’da yol üzerinde bir çiftliğe girdik. Tam anlamıyla salaş, bir o kadar da candan bir mekanda kahvaltımızı yaptık. Mekanın adı ise maalesef hatırımda kalmamış. Tesadüfen yol üstünde gördüğümüz ve tercih ettiğimiz bir yer. Kahvaltısı hiç fena değildi. Bol çeşit peynir, zeytin, tahin pekmez, menemen ve diğer bir kaç kahvaltılık daha. Ayrıca en sonunda da kendi bahçelerindeki ağaçlardan toplanmış incirleri ikram ettiler. İncirler çok lezzetli idi. Sanırım tüm kahvaltıdan en çok aklımda kalanda buydu. Kahvaltımızı da yaptıktan sonra yine yola koyulduk ve bir sonraki durağımız Podima’ya varana kadar devam ettik.

Podima icin kafamda o kadar çok şey kurmuştum ki, biraz hayal kırıklığı oldu demem çok da yanlış olmaz. Bununla beraber, köy kitapta da anlatıldığı gibi İstanbul içinde ama İstanbul’un kalabalığından uzak ve sakin. Köyün en önemli özelliği ise 12 km uzunluğundaki sahili. Sahilin bir ucundan diğerine gitmek epey vakit gerektiriyor. Dalgaların denize vuruşu ve kıyının girdili çıktılı yapısı ise muazzam bir görüntü oluşturuyor

Sahilin kenarında ise derme çatma, salaş mekanlar var. Biz de hemen bir tanesine oturduk. Yanlış hatırlamıyorsam adi “Rüzgar altı” idi. Gerçekten de oturduğumuz anda denizden gelen serin rüzgar bizleri sardı sarmaladı. Neredeyse sıcacık günesin olduğu bu parlak günde üşüdüm denebilir. Birer Türk kahvesi içtikten sonra sahil boyunca yürümeye karar verdik. Denize girmeyi düşünsek de, Karadeniz’in meşhur dalgası ve tehlike içeren akıntısı bizi vazgeçirdi. Ayrıca, sahile dalgaların sürüklediği köpükler de pek temiz gözükmüyordu.

Sahil kenarında neredeyse 2 km kadar yürüdükten sonra, hem çok yorulduğumuzu hem de çok acıktığımızı hissettik ve kafelerin olduğu alana geri donduk. Birer bira içmek ve kalamar yemek için Fatafara adli bir mekana oturduk. Manzara olarak ne kadar şahane olsa da, yiyecekler için ayni şeyi söylemem pek mümkün değil. Bu mekanda oturmanın tek güzelliği denizin ve rüzgarın tadını biraz daha çıkarabilmek oldu. O kadar da yürüyüş ve yorgunluktan sonra ilaç gibi geldi denebilir. 1-1,5 saat kadar da burada oturduktan sonra Podima gezimizi sonlandırdık ve dönüş için yola koyulduk.

Hakkında çok fazla hayal kurduğum Podima ile içinde bulunduğum Podima birbirinden ne kadar farklı olsa da, kitapta yaşanan olayları düşündükçe gözlerimi kapadığım anda tüm her şey canlandı. Sadece Podima’da bile olmak bence farklı bir deneyim oldu. Hem kafa dinlemek hem de İstanbul’un kalabalığından uzaklaşmak icin gerçekten alternatif bir mekan. Ne olursa olsun denemeye değer.

Sevgiyle kalın,