Çeşme Marina'da Yelkenliler

Rengarenk bir yaz: Çeşme & Alaçatı


Çeşme’nin doğal güzelliği zaten dillere destan. Çeşme Marina’nın da yapılması ile iyice canlanan merkezde oturmak, dolaşmak, yemek yemek ise ayrı bir keyif olmuş.

Yazlığa vardıktan sonra, enerjisi hiç bitmeyen bizler kendimizi Alaçatı’nın pazarında bulduk. Bu pazarın İstanbul’daki pazarlardan pek bir farkı olmamakla beraber, yöreye özgü meyve sebze ve otların bulunması mümkün.

Çeşme’de Yazlığın bulunduğu Ovacık köyünün ise sahili dışında bir diğer güzelliği, yol boyunca tarlalar olması ve bu tarlalardan yeni toplanan ürünlerin tezgahlarda satılması. Bu tezgahlardan alınan domatesin, salatalığın, acurun, mısırın tadı bir başka. Özellikle de mangala atıp, ızgara yapılan patlıcanın arasına kaşarı, mısırın üstüne tereyağı ekleyince tadından yenmeyen lezzetler oluşuyor. Tatildeyken, eğer yazlıktaysak baş zevklerimizden biri mangal. Neredeyse her akşam üşenmeden mangal yakmak eşimin tatilde keyif aldığı faaliyetlerin başında geliyor. Tabi bizim için de yemesi çok keyifli. Öte yandan, gündüzleri ise elimizde biramız ya da buz gibi meyve şarabımız ile sahil kenarında denize karşı oturmak , güneşi batırmak ve buz gibi denize kendimizi atıp canlanmakta vazgeçilemez bir keyif. Geceleri de çoğu insanın aksine barlara vs. gitmektense ya evde oturup sohbet etmeyi ya da güzel bir mekanda bir kadeh içki içmeyi ve egenin tadını çıkarmayı tercih ediyoruz. Özellikle hem Çeşme hem de Alaçatı Marina bu keyif için biçilmiş kaftan. Yine de Alaçatı’na gitmişken meşhur Alaçatı sokaklarında taş evlerin arasında dolanmak ve bu sokaklarda bir yerde oturup ege lezzetlerini afiyetle yemek de atlanmaması gereken bir etkinlik.

Biz bu sene Alaçatı’da bir akşam yeni keşfettiğimiz ve zaten yeni açılmış olan bir mekanda vakit geçirmeyi tercih ettik. Mekanın adı “35’lik bir meyhane”. Öncelikle buraya bilerek ya da bir yerden duyarak gitmediğimizi söylemem gerek. Çeşme’ye geldiğimiz ilk günlerden birinde akşam kahve içmek için Alaçatı’ya indiğimizde keşfettik. Önünden geçerken içerisinden gelen Türk Sanat musikisi tınıları, mekanın içinde yer alan aksesuarlar, en önemlisi Atatürk’e ait bir fotoğraf ile bir Türk bayrağı. Her şey o kadar birbiri ile uyumlu ve samimiydi ki, buraya yemek yemeden İstanbul’a dönmenin bir hata olacağını hissettik ve gerçekten de gitmeseydik öyle olurmuş. Cuma akşamı için hemen rezervasyonumuzu yaptırdık ve günlerin geçmesini bekledik. Cuma gününe kadar da Tire’ye, Kaplan Köye gittik, gezdik. ( Kaplanköy yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.)

Alaçatı’da akşamları taş evler arasından yürürken gelen farklı farklı müzikler, rengarenk kapılar insanı bir rüyadaymış gibi hissettiriyor. Tabi Alaçatı’nın boş olması ve rahat rahat yürünebilmesi bu histe büyük etkiye sahip. Mekanımıza geldiğimiz zaman bizi çok güler yüzlü biri karşıladı. Hemen masamıza oturduk ve ne yemeli ne içmeli diye konuşmaya başladık. Biz iki kişi fix menü aldık, böylelikle tüm değişik lezzetleri tadabildik. Öncelikle bize 5 adet meze seçtirdiler, seçim esnasında çalışanların da yardımına başvurarak, kabak çiçeği dolması, enginarlı ezme, Atatürk mezesi, fava ve beyaz peynirden yana tercihimizi kullandık. Sonra masamıza geçip beklemeye başladık. Gelen her meze birbirinden lezzetli idi. Hem değişik tatları denemenin hem de yediğimizden memnun olmanın getirisi ile yüzümüze genişçe bir gülümseme ile ara sıcakları beklemeye başladık. Ben balık yerine başka bir şey istediğimde bizimle ilgilenen işletmeci “Ara sıcak olsun, size ahtapot tandır getireyim.” dedi. Bizde memnuniyetle yeni bir tat deneyebilmek için kabul ettik. Ahtapot tandır geldiğinde ve ilk lokmayı ağzımıza attığımızda daha önce böyle leziz bir ahtapot yemeği yemediğimizi hemen anladık ve dilimizde bıraktığı tatları teker teker yeniden hissetmek için bir lokma daha aldık. Ahtapotun derisi sanki kırmızı et tandırmış gibi lif lif ayrılırken ağzımızda tuzlu ama keyifli bir tat bıraktı, sonrasında gelen ahtapot etinin yumuşaklığı ve lezzeti ile asıl vuruşu yaptı ve yemeği kendine hayran bıraktırdı. Ardından gelen kalamar, balık ve peynir tatlısı da sıra ile epey lezzetliydi. Bundan sonra her yaz çeşmeye uğradığımızda bir akşam kaçamak yaparak buraya gidip bu lezzetleri yeniden keşfetmek kesinlikle denemeye değer. Firma ile ilgili iletişim bilgilerine ise web siteleri üzerinden ulaşabilirsiniz.

Geri kalan günlerimizde ise bir akşamda Çeşme Marina’da vakit geçirmeye karar verdik. Alaçatı’daki mekanında yer bulmanın imkansız olduğu ve turistler tarafından da çok fazla ilgi gören Tual’in Alaçatı’daki mekanına gittik. Yemek sonrası gittiğimizden dolayı tercihimizi tatlı ve kahveden yana kullandık. Tatlı menüsünden elmalı tart ve sufleyi denedik. Fena olmamakla beraber, sanırım beklentimizi çok yüksek tuttuğumuz için pek beğenmedik. Belki de Tual’e gidip ana yemeklerden denemek gerekiyordu. Bir sonraki sefere sanırım böyle yapacağız.

Çeşme gezisi esnasında keşfettiğimiz başka bir mekan ise “Sakız Dalı”. Çeşme çarşı içerisinde yeni açılan bir dondurmacı. Öğrendiğimize göre dondurmalarını kendi ustaları yapıyor ve bence Çeşme’de meşhur denen bir çok dondurmacıdan daha lezzetli. Ben antepfıstığı ve sade denedim, baya başarılıydı. Bence Çeşme çarşıya yolunuz düşerse mutlaka deneyin.

Son olarak ise Alaçatı’ya gidip te uğramamak olmaz dediğimiz bir başka mekan ise “Shot” Alaçatı girişini geçtikten sonra en sondan sola döndüğünüzde hemen sağınızda kalacak. Buranın özelliği ise gerçek meyve püresi kullanarak shot yapmaları. Biz özellikle karadut ve kavuna bayılıyoruz. Tabi sevenlere, sakız, erik, çilek gibi farklı aromalarda var. Son gittiğimizde, yine tercihimizi kavun, karadut ve ek olarak çilek’ten yana kullandık. Çilek epey tatlıydı ama yine de lezzetliydi. Votka ile karıştırılan bu meyve püreleri birbirlerine o kadar yakışmışlar ki, insanın devamlı içesi geliyor. Shot’ların yanında mutlaka kuru yemişte getiriyorlar. Nereden alıyorlar bilmiyorum ama hep taze ve çok leziz oluyor. Alaçatı’da gezmeye başlamadan burada oturup kısa bir mola vermek ve enfes shotların tadına bakmakta bizce denemeye değer.

Bu arada, Çeşme’ye kadar gelmişken komşumuz Sakız adasındaki yaşamları görmek, yemekleri tatmak ve bir gündüz ve gece keyfini yaşamak gerekir. Geçen sene ziyaret ettiğimiz Sakız adası serüvenimiz ise ayrı bir yazının konusu. Ayrıca, Alaçatı Marina’da zaman zaman akşamları gerçekleştirilen konser- parti organizasyonlarına katılmak ya da sabahları Alaçatı’da rüzgar sörfü yapmakta ayrı keyifler. Özellikle, kalabalığın az oldu ve rüzgarın yeterli olduğu günlerde sahilde yer alan okullardan sörfleri kiralayarak kendinizi sulara atabilirsiniz. Turistik olması sebebi ile her geçen sene biraz daha pahalı olması birazcık tercih edilirliğinin düşürüyor. Bizim amacımız, bir sonraki seneye kendi tahtalarımızı alıp, istediğimiz yerde güzel rüzgar bulunca sörf yapmak. Sörf yapmayı korkulsa dahi denemek lazım, rüzgar yelkeninize dolup, karşı kıyıya doğru sizi iterken, denizin ortasında herkesten her şeyden uzak, tüm kontrol sizde olarak ilerlemek acayip keyiflendirici. Mutlaka deneyin.

Onun dışında, daha önce hakkında yazı yazdığımız Naciye Teyze Konağı’da denenmeye değer. Kahvaltı ettiğimiz bu mekanda hazırlanan özel karışık otlu mantı da çok aklım kaldı, umarım bir sonraki sefere de onu deneyebilirim.

Özetle denebilir ki, Çeşme & Alaçatı ’da tatil başkadır, yeter ki gidin, yapacak o kadar çok güzel şey var ki. Sadece doğası, denizi bile dillere destan… Hadi bakalım denemeye değer :)