sicilya

Sicilya Adası


Sicilya Adası

Sicilya Adası

Her ne kadar yurtdışı seyahatlerini kalabalık bir arkadaş grubu ile yapmayı istesem de bir türlü başarılı olamıyorum. Benim sadık seyahat arkadaşım eşim. Bizim gezi anlayışımız standart turistik gezi kavramının dışında kalıyor. Tarihi ve turistik yerleri, müzeleri gezmeye çalışıyoruz ama asıl keyif aldığımız şey gittiğimiz yerlerde sokakları kaybola kaybola gezmek. Yoruldukça bir yerlerde oturup gittiğimiz yere özgü yiyecek ve içecekler tüketmek, biraz dinlenip  kaldığımız yerden sokakları arşınlamaya devam etmek. Bunun dışında birde fotoğraf çekmeyi seviyoruz. Güzel bir kare yakalamak için bir noktada dakikalarca vakit geçirebiliriz.

Hal böyle olunca, bir yerlere gitmeden önce sıkı bir hazırlık yaparız. Daha gitmeden önce o şehirde hangi kafede ne içilir, hangi restoran iyidir, hangisine öğlen hangisine akşam gidilir, nerede tatlı yenir, eve getirilecek lezzetler nereden satın alınır öğreniriz. Bu yazı planladığımız Sicilya seyahati ile ilgili ön araştırmalarımızı içeriyor. Gitmeden önce yapılan hazırlıklarımızı aktaracağım, seyahate gidip döndükten sonra ise izlenimlerimizi paylaşırız.

Öncelikle ne zaman gitmek lazım sorusunun cevabını bulmak gerekiyor. Sicilya’da sezon Nisan ayında başlayıp, Ekim sonuna kadar sürüyormuş. Haziran ortasından Eylül ortasına kadar ada turist akınına uğruyormuş. Üstelik hava sıcaklıkları da yüksek olduğundan bizim gezi anlayışımıza pek uymayacağı kesin. Sahillerde güneşlenerek vakit geçirmek isteyenler için ideal dönem bu olsa gerek. Bizim için en uygun dönem aslında ilk bahar, doğanın canlanmaya başlaması ile pek çok fotoğraf şansı elde edilebilir. Ayrıca hava sıcaklıkları makul seviyelerde olduğundan doya doya gezebiliriz. Son yıllarda bayram tatilleri ağustos ve ekim aylarına denk geldiğinden bizim seyahatimiz çok büyük olasılıkla bu iki aydan birine denk gelecektir. Eylül ayının sonu ve Ekim ayı Sicilya seyahati için uygun görünüyor. Deniz suyu sıcaklığı hala yüzülebilir derecelerde olacak, hava ise biraz daha serin. Tek kötü yanı yaz sıcağı adayı kavurduğu için ilk baharda yakalanabilecek doğa fotoğraflarından mahrum kalacağız.

Sicilya’nın sezonu ile ilgili bilgi vermişken bir noktaya daha değinmek istiyorum. Yukarıda atladığımız aylarda yani Kasım – Nisan arasında Sicilya’yı ziyaret ederek bir kayak tatili yapmak mümkün. Akdeniz’in ortasında yer alan bir adada kayak yapabilmek fikri biraz garip geldi bana da ancak Sicilya’yı ilgi çekici kılan doğal özelliklerinden biri Etna Yanardağı bunu mümkün kılıyor. Etna Yanardağı yaklaşık 3300 metre yüksekliğinde, halen faal ve Avrupa’nın en büyüklerinden biri. Dağın yamaçlarında iki tane kayak merkezi var. Bunlardan biri Piano Provenzana – Linguaglossa, dağın kuzey yamacında bulunuyor. Bu merkez 2002 yılında yanardağın püskürmesi sonucunda yerle bir olmuş ve yeniden inşa edilmiş. Diğer merkez ise güneyde yer alan, daha büyük ve kalabalık olan Rifiugio Sapienza – Nicolosi. Bizim ziyaretimiz Ekim ayında olacağından kayak işini çok araştırmıyorum. Yine de belki gittiğimizde tepelerde biraz kar görebiliriz. Beklentim açık bir havada giderek manzaranın keyfini çıkartmak. Bunun için en iyi vaktin sabah saatleri olduğu söyleniyor. Öğleden sonra genelde bulutlar gelip manzarayı kapatıyormuş. Etna’yı gezmek için tur şirketleri pek çok farklı seçenek sunuyor. Yarım günlük turlar, gün batımı turları, içinde trekking olan tam günlük turlar ve bunlara ek olarak Etna tecrübesini bölgeye özgü şarap, bal ve zeytinyağı tadımları ile birleştiren turlar bulunuyor. Ayrıca gece turu seçeneği de bulunuyor. Bütün bunların yanı sıra her zamanki gibi kendi turunu kendin yap seçeneği de mevcut. Bir araç kiralayarak teleferiğe ulaşmak, buradan da zirveye gitmek mümkün görünüyor.

Bölgedeki tek yanardağ Etna değil. Sicilya adasının hemen kuzeyinde, Tiran denizinde yer alan volkanik Lipari adaları da pek çok faal yanardağa ev sahipliği yapmaktadır. Bunlardan en kayda değer olanı Stromboli. Sicilya’da yapılacaklar listesine bu adada konaklayıp yanardağı izlemek eklenebilir ama kalınacak süreye bağlı. Adada düzenlenen gece turları sayesinde lavların püskürmesini ve denize doğru akmasını izlemek mümkün. Sicilya’nın sadece kuzeyi değil güneyi de yanardağlardan nasibini almış. Bunların arasında hikayesi bana en gülünç gelen Ferdinandea yanardağı. Bu yanardağ deniz altında faaliyet göstermekte olan bir başka grubun parçası. Zaman zaman faaliyetleri sonucu deniz seviyesi üzerine çıktığı gözlemlenmiş ve bu durum dört ülke arasında anlaşmazlıklara sebep olmuş.

Sicilya’nın yanardağlarla çevrili coğrafyasını bir kenara bırakırsak en dikkat çekici özelliklerinden biri tarihi. Sicilya adasının kontrolü tarihte pek çok kez el değiştirmiş. Adaya sahip olanlar kendi kültürlerini adanınkine katmışlar. Yeme-içmeden, gezilecek-görülecek yerlere kadar her alanda bu kültürel çeşitlilik kendini gösteriyor. Adanın farklı şehirlerinde farklı kültürlerinin izlerini, eserlerini görmek mümkün. Örneğin Syracuse’da eski Yunan medeniyetinin izlerinin taşıyan Ortygia adası var. Bizim gezimizde burası mutlak duraklardan bir tanesi. Her şeyden önce bu adada Antik Yunan döneminden kalma tapınaklar bulunuyor. Bir kısmı yıkık dökük olsa da bazıları kilise veya katedrallere dönüştürülerek bugünlere ulaşmış. Ayrıca bu minik adanın daracık sokakları mutlaka gezmeye değer. Kaçırılmaması gereken iki meydanı var bunlar; Piazza del Duomo ve Piazza Archimede. Bizim gibi sokakları arşınlamayı sevenler için biçilmiş kaftan olacaktır. Bu adanın yanı sıra Syracuse bölgesinde UNESCO tarafından dünya kültür mirası listesine eklenmiş Necropolis of Pantalica görülmeye değer yerler arasında. Bölgede tarihi İsa’dan önce 13. Yüzyıla kadar giden yaklaşık 5000 adet mezar bulunuyor. Dünya kültür mirası listesindeki tam adı: Syracuse and the Rocky Necropolis of Pantalica. Yine Syracuse bölgesinden listeye giren bir başka şehir Noto. Bu şehir ve çevresindeki birkaç şehir daha, 1693 yılında adada meydana gelen bir deprem sonrasında, o yılların Barok tarzına göre yeniden inşa edilmiş. Dönemin barok mimari ve sanat anlayışını mükemmel bir biçimde yansıtmasının yanı sıra şehir plancılığında yapılan atılımlar da bu şehrin ve çevresinin UNESCO tarafından listeye alınmasını sağlayan kriterler arasında. Madem dünya kültür mirası listesinden konuşuyoruz Sicilya’daki diğer örneklere de değinelim. Yukarda bahsettiğimiz Lipari Adaları yada diğer adı ile Eolie Adaları’da volkanik oluşumları, doğal güzellikleri ve jeolojiye katkıları gibi sebeplerde listede kendilerine yer bulmuş. Listedeki bir diğer madde Agrigento şehrinde bulunan Valle dei Templi, yani Tapınaklar Vadisi. Agrigento adanın güneyinde yer alıyor ve Antik Yunan eserlerine ev sahipliği yapıyor. Listede birde Roma döneminden eser var; Villa Romana del Casale. Bu eser Piazza Armerina şehrinde yer alıyor, Roma döneminin lüks yaşam tarzından bir örnek sunuyor.

Sicilya’da elinizi nereye atsanız tarih fışkırıyor. Sıkça kullanılan tabir ile bir açık hava müzesi gibi. Birazda doğal güzelliklerine bakayım derken Taormina’yı buldum. Taormina öncelikle plajları ile öne çıkıyor. Gittiğimiz döneme bağlı olarak buradaki konaklama süremizde değişiklik gösterecek. Eğer hava ve deniz soğuk olursa plaj faslı es geçilebilir. Taormina’nın ana caddesi küçük dükkanlarla kaplı hoş bir sokakmış. Anladığım kadarıyla bir aşağı, bir yukarı defalarca yürüyeceğimiz cinsten. Gün biterken ise elimizde piknik sepetimiz Taormina parkının yolunu tutarız diyorum. Manzaraya karşı yerel pazardan yada dükkanlardan aldığımız bir şişe şarabı biraz peynir ve atıştırmalıklar ile mideye indiririz. Taormina konumu itibariyle Etna dağına düzenlenen turlar içinde bir merkez gibi duruyor. Etna’ya bir tur ile çıkmaya karar verirsek merkez olarak burayı kullanıp buradaki konaklama süremizi biraz uzatabiliriz.

İzlediniz mi bilmiyorum ama izlemediyseniz şiddetle tavsiye ediyorum, Godfather üçlemesinde Sicilya’da çekilen sahneler var. Örneğin filmde, Michael Corleone polis memurunu öldürdükten sonra saklanmak için Sicilya’ya gidiyor. Michael Sicilya’da uzun yürüyüşlere çıkıyor, bir kıza aşık oluyor, tesadüfen bir barda kızın babası ile tanışıyor ve kızı ile görüşmek üzere iznini alıyor. Daha sonra evleniyorlar ancak kız Michael’ı hedef alan bir saldırıda ölüyor. Oralara kadar gitmişken filmin çekildiği yerleri gezebilir miyim diye bir kısa araştırma yaptım. Sonuç olarak filmin çekildiği lokasyonların Taormina çevresinde olduğunu öğrendim. Taormina’dan Godfather turları düzenlendiğini buldum. Özellikle biri çok ilgi çekici çünkü tur eski Fiat 500’ler ile düzenleniyor, arabalar çok sevimli ve romantik. Şirketin farklı turları da mevcut, fiyatlar konusunda bilgi yok ama buraya tıklayarak siteye ulaşabilirsiniz. Ben kendim gitmek istiyorum diyenler için Bar Vitelli ve düğünün olduğu kilise Chiesa di Santa Lucia Savoca’da bulunuyor. Hemen yakınlardaki bir başka köy/kasaba olan  Forza D’Agro’da ikinci filmden bir kiliseye rastlamak mümkün. Gitmeden önce filmleri yeniden seyredip herhangi bir sahne kaçırmadığımdan emin olacağım kesin. Bu arada Bar Vitelli’de Limonlu Granita içilmesi tavsiye ediliyor.

Yazının başında yeme içme olaylarını seviyoruz demiştim ama henüz bu konuya hiç değinmedik. Sicilya dünyanın gözde şarap destinasyonlarından biri aslında. Etna Yanardağı ile ilgili turlar hakkında yazarken kısaca şarap tadımı ve Etna turu diye geçmiştim ancak söylemek gerekli ki bu bölge Sicilya’da şarapçılığın önemli merkezlerinden biri. Volkanik topraklar üzerinde yetişen üzümler şarabın aromasını zenginleştiriyor. Muhtemelen Taormina yada Catania şehirlerinden başlayan üzüm bağı/şarap tadımı gezileri bulunabilir. Tabii Sicilya’yı önemli bir şarap merkezi yapan tek yer Etna bölgesi değil. Adanın hemen hemen her yerinde şarapçılık ile uğraşan işletmeler bulmak mümkün. Şöyle bir göz atınca adanın batı yakasının yani Palermo ve Trapani bölgelerinde şarap üretiminin daha yoğun olduğu görülüyor. Adada yolculuğumuz muhtemelen Palermo’da başlayacağından hemen bu şehirde bir tadım gezisi ayarlanabilir. Şarap uzmanı sayılmam ama kısa bir incelemeden sonra adada tek bir şarap tadımı faaliyetine katılacaksanız bunun Trapani bölgesinde Marsala şehrinde olması gerektiğine inandım.

Sicilya mutfağı da şarapları kadar ünlü. Buraya kadar gitmişken bir yemek dersi almadan dönmeyeceğimiz kesin. Yemek dersleri çok çeşitlilik gösteriyor. Haftalık/Günlük/yarım günlük programlar bulmak mümkün. Zaman sınırlaması yüzünden biz günlük yada yarım günlük bir programa katılırız herhalde. Zaman çeşitliliği yanı sıra yemek derslerinin içeriğide değişiklikler gösteriyor. Örneğin bir restoranda şeflerle birlikte yemek yapabilirsiniz yada bir ailenin evinde onlarla birlikte. Bazı programların işin en başından başladığını okudum, yani pazardan. Yapılan alışverişin ardından yemek yapmak için bir mutfağa gidiyorsunuz. Aslında benim en çok hoşuma giden bu seçenek oldu ancak bu Toscany bölgesinde daha yaygınmış ve Sicilya’da bu tarz yemek dersi veren yerler pek bulunmuyormuş. Araştırmalarımda benim en çok ilgimi çeken Anna Tasca Lanza’nın okulu oldu. Yarım günlük bir ders ve şarap tadımı kombinasyonu yada bir yada birkaç gün konaklamalı opsiyonlar sunuyorlar. Merak edenler internet sitesine buradan ulaşabilir. Bu okul Sicilya’nın tam kalbinde yer alıyor. Palermo’da başlayan yolculuğumuz Agrigento yönünde ilerleyecek olursa uğramamız kolay olacak. Yine de Marsala’yı es geçemeyeceğimiz için bu okula uğrama kararı Marsala’dan adanın içlerine dönmek yada sahil yolundan Agrigento’ya ulaşmak seçeneklerine bağlı olacak sanırım. Eğer içeri dönersek daha önce bahsettiğim Roma Villa’sını görme şansıda elde ederiz ama sahil kesiminin güzelliklerini bırakmış oluruz. Tura başlayana kadar Marsala’da yada Palermo’da başka bir yemek dersi bulamazsam bu seçeneği değerlendirebiliriz.

Şimdiye kadar öyle yada böyle birkaç kez Palermo’ya değindik ama hiç detaya girmedik. Sicilya’ya ayak basacağımız nokta olan bu şehirde muhtemelen bir süre konaklayacağız. Öncelikle şehri bir güzel yürüyerek gezeriz. Palermo’da ücretli ve ücretsiz yürüyüş turları bulmak mümkün. Ayrıca bisikletli turlarda var. Şehrin sokaklarını iyice bir gezip tarihini içimize çektikten sonra yerel pazarlarına (Capo, Vucciria ve Ballaro) uğrayacağımıza eminim. Bu şehri merkez üstü olarak kullanıp, Marsala’ya ve Anna Tasca Lanza’nın yemek okuluna turlar düzenleyebiliriz. Palermo’da mutlaka görülmesi gereken şeyler arasında bir çini müzesi sayılıyor. Müzenin adı Stanze al Genio, ziyaret etmek için mutlaka önceden randevu almak gerekiyormuş. Buradan müzenin internet sitesine ulaşabilirsiniz. Mutlaka belirtmem gerek, eğer bu okulda konaklamayı tercih ederseniz bir İtalyan ailesi tarafından misafir edileceksiniz.

Adanın diğer büyük şehirleri Catania ve Messina. Bu şehirler aslında birer bölge olarakta anılıyor ve daha önce buralarda yapılabilecek şeylerden bahsettik. Örneğin Etna Yanardağı ve Taormina Catania bölgesinde. Yani Catania şehir merkezi Taormina’ya giderken bir durak olarak kullanılıp, şehir merkezi iyice bir gezildikten sonra atlanabilir. Yada burada konaklayarak yemek dersi, şarap tadımı gibi faaliyetlere katılmak mümkün olabilir. Daha önce belirttiğimiz Noto’nun da yeniden yapılmasına sebep olan deprem Catania’da şekillendirmiş. Dönemin barok mimarisinden etkilenerek pek çok bina bu tarihte yeniden yapılmış. Messina Sicilya’nın İtalya anakarası ile en yakın olduğu nokta. Messina’ya ulaştığımızda yine bir şehir merkezi turunu yaparız. Bunu takiben feribotla Stromboli adasına geçerek geceyi yanardağın püskürttüğü lavları ve onların denize ulaşmasını seyrederek geçirmek herhalde en güzel plan.

Aslına bakarsanız bu yazıda anlatılmamış Sicilya’nın irili ufaklı pek çok şehri var. Kimi sahil kenarında plajlarıyla (örneğin San Vito lo Capo, Cefalu), kimi doğal güzellikleriyle, kimi tarihi dokusuyla, kalanlarda tarım, şarapçılık vb faaliyetlerle mutlaka görülmeye değer. Eğer vaktimiz olsaydı Sicilya’yı gezmek için mutlaka birkaç ay ayırır her adımını keşfederek gezerdik. Ama maalesef bu mümkün olmayacak. En azından şimdilik. Bu yazıda kaba taslak gezi planımızı anlatmış olduk. Gezi gerçekleşmeye yakınlaştığında mutlaka üzerinden bir kez daha geçer gidilecek yerleri bir sıraya koyarız. Bununla birlikte adadaki ulaşım seçeneklerini de gözden geçirmek gerekecek. Birde ilk etapta adaya ulaşım var tabi. Eğer zaman yada para açısından bir bütçe söz konusu değil ise bence kesinlikle İstanbul’dan Roma’ya gidilmeli. Burada birkaç gün geçirip Roma iyice gezildikten sonra güneye Napoli’ye inilmeli ve Napoli mutfağının tadı çıkartılmalı. Daha sonra Napoli’den feribot ile Palermo yada Messina’ya geçmek mümkün. Aslına bakarsanız Napoli’deki feribot seçenekleri sadece bu iki şehirle de sınırlı değil. Adanın istediğiniz yerine bir feribot bulmanız mümkün olabilir. Bizim için en ideali Sicilya’ya direkt bir uçuş olurdu ancak adanın herhangi bir yerine direkt uçuş bulamadım. Genelde Roma yada Münih aktarmalı uçuşlarla Palermo’ya ulaşmak şuan bizim için en kolay yol gibi gözüküyor. En uygun biletler Lufthansa ve Alitalia’da. Kış tatili için Sicilya’yı düşünürseniz Pegasus’un promosyon biletlerinden faydalanarak Roma’ya ulaşabilir, buradan Easyjet yada Ryan Air gibi ucuz uçuşlar yapan firmalarla Palermo yada Trapani’ye ulaşabilirsiniz.

Son olarak ben İtalya’yı gezdim Sicilya’ya gitmesemde olur diyenler için Goethe’den bir alıntı yapmak istiyorum: “Sicilya’yı görmeden İtalya’yı gezmek, İtalya’yı hiç görmemektir. Çünkü Sicilya herşeyin ipucudur.”

İyi geziler =)

Not: Takipçilerimizden Canan Hanım’ın uyarısı ile bir düzeltme yapmak istiyoruz. THY artık İstanbul’dan Katanya’ya direk uçuyor.

  • levent önal

    tam benim hayalimde yarattığım gezi planı.
    tebrikler bahadır bey ……

  • mustafa fındıkkaya

    goethe’nin ve senin önerilerine uyup sicilya seyahati yapmak farz oldu artık ne diyelim sevgili bahadır..

  • şenay fındıkkaya

    annem hep böyle şeyler yaz baban da heveslendi…en kısa zamanda bir sicilya gezisi bekliyorum