Balon Gezisi

Ucan Balon: Bir Kapadokya Gezisi


Kapadokya gezisi sizlere ne vadediyor? Bir geziye çıktığında insan neyi görmek ister? Doğal güzellikleri mi, tarihi eserleri mi yoksa şık modern yapıları mı? Peki ya, gezilen yerde bunların hiç biri yok ise ve mekandaki tarih çok çok uzun yıllar öncesine dayanan kalıntılar içeriyorsa? Var mıdır böyle bir yer? Var, Kapadokya’ya ne dersiniz?

Bundan milyonlarca yıl önce Erciyes, Hasandağ ve Güllüdağ’da gerçekleşen volkanik patlama sonucunda lavların çevreye saçılması ve ardından oluşan tabakaların yıllar içerisinde yağmur, rüzgar gibi hava koşulları ile değişime uğraması, şekillenmesi ile oluşan yer yüzü şekillerine sahip Kapadokya. Peri bacaları diye de adlandırılan bu yeryüzü şekilleri sanki elinize alıp ufalayabilecekmişsiniz gibi bir izlenim yaratmaktadır. Karadeniz Bölgesi’nin göz alabildiğince uzanan yeşilliğini ya da Ege Bölge’sinin Yunanistan’a sınırı olan maviliğini burada görmek çok zor. Yine de Kapadokya’nın kendine göre bir çekiciliği var denebilir. Peribacaları ve lavlardan oluşan tepecikler özellikle tepeden bakıldığı zaman yapı itibari ile ilkel ama bir o kadar da eşsiz gözükmekte. Benim gibi yeşillik, deniz, kuşlar, kuzular görmekten, çimlere yatıp uzanmaktan keyif alan ya da her biri şaheser olan mimarı yapıları görmekten hoşlanan bir iseniz, Kapadokya gezisi boyunca her yer aynıymış izlenimine kapılabilirsiniz. Bununla beraber, doğanın kendinden oluşturduğu bu kendine has yer şekillerine hayran kalmamak da mümkün değil. Kapadokya’nın tarihinin M.Ö 3000’li yıllara dayındığı söylenmekte, bu durum da başlı başına korunabildiği için saygı duyulması gereken ve sahip çıkılması gereken bir yer olduğunu destekliyor. Detaylı bilgiye Nevşehir Belediye’sinin web sitesi’nden ulaşabilirsiniz.

Gelelim Kapadokya gezisi boyunca, görülecek yerlere ve gerçekleştirilecek etkinliklere. Biz bir tur şirketi ile çıktık yola. Her ne kadar gittiğim yerleri turla ve tura bağlı olarak gezmeyi sevmesem de bence Kapadokya için yerinde bir tercih oldu. Uçağımız Kayseri havaalanına indikten sonra tur otobüslerimiz ile seyahatimiz başladı. Öncelikle anladığım kadarı ile Kapadokya bölgesinin girişinde yer alan Güvercinlik vadisi’ne uğradık. Güvercin yetiştiriciliği için insanlar tarafından bu vadiye delikler açılmış ve güvercinlerin burada yetişmesi için gerekli düzenekler kurulmuş. Vadiye söyle bir tepeden bakınca, minik minik pencere gibi oyuklar rahatlıkla görülebiliyor. Vadide yer alan ve üzerinde bir sürü nazar boncuğu bulunan ağaç ise benim odak noktam oldu. Fotoğraf çekmekten keyif alan birisi olarak bu ağaç, vadinin fotoğraflarında önemli bir yer oynadı benim için. Güvercinlik vadisinde geçirdiğimiz süre sonrasında Uçhisar kalesine gidiyoruz. 23 Nisan tatili sebebi ile çok fazla sayıda tur olmasından dolayı ziyadesi ile kalabalık bir ortam ile karşılaşıyoruz. Kale’ye çıkmadan önce konumlanmış köylüler çeşit çeşit kuruyemiş satıyorlar. Biz tercihimizi kurutulmuş kayısı çekirdeğinden, yani bir nevi badem, yana kullanıyoruz. Bademe benzer bir tadı olsa da bademin yerini tutmuyor. Daha sonra başlıyoruz kaleyi tırmanmaya. Kale dediysem ama öyle heybetli kuleleri ve Çin seddi benzeri dış duvarları olan bir kale hayal etmeyin. Her tarafı püfür püfür, yine bölgenin yer şekilleri gibi hava koşullarından etkilenmiş bir peri bacası. Tepesine çıktığımız zaman biri enfes bir Kapadokya manzarası karşıladı. Her yer net bir şekilde sanki ayaklarımız altındaydı, Erciyes dağının tepesi karlı görüntüsü ise gerçekten görmeye değerdi. Aslında tur haricinde gitseydik, bu kaleye kesinlikle güneşin batmasına yakın bir zamanda çıkmak ve güneşin peri bacaları üzerinde yarattığı etkisi görmek isterdim. Neyseki, bu tür bir şansı daha sonraki gün yakaladık. Uç hisar gezimiz sonrasında otelimizin de bulunduğu Avanos bölgesine geldik ve burada bir güzel yemeklerimizi yedik. Yemek sonrasında Kızılırmak kenarında yaptığımız yürüyüş ise bizi bölge ile daha bir yakınlaştırdı ve onu daha çok sevmemizi sağladı. Sonrasında ise bölgede çıkan değerli taşların işlendiği bir Onxy atölyesine gittik. Burada onxy taşının çeşitlerini tanıttıktan sonra, bu değerli taştan yapılan eşyalara baktık. Bazılarımız atölyenin yanında yer alan dükkandan alışveriş yaparken bazılarımız ise sadece seyretmekle yetindi. Gerçekten güzel takılar, süs eşyaları olduğunu söylemek gerek. Ben tercihimi ay taşından yapılan bir küpeden yana kullandım. En son içerilerinde yaşam alanları oluşturulan çeşitli peri bacası oluşumlarını ziyaret ettik.
Burada acayip bir rüzgar ile karşılaştık, çıkan rüzgar bütün tozları havalandırarak gezimizi birazcık tatsızlaştırdı. Biz bu kadar rahatsız olurken, olan biteni umursamayan bir devecik ise etrafına bakınarak ağzındaki otu çiğnemeye devam etti. Deve demişken otelimize dönmeden daracık bir yolun kenarında oluşan deve seklini almış peri bacasını da görmeden duramadık. Yoğun geçen bir günün ardından ise otelimize gittik ve yemek sonrasında güzel bir uyku için odalarımıza çekildik.

Ertesi gün, sabah güneş ağırmadan kalktık ve Kapadokya’nın simgelerinden biri olan balonlara binmek için yola koyulduk. Hava muhalefeti sebebi ile gecikme yaşamamıza rağmen, en sonunda sıcak ateşin doldurduğu hava ile dolan balonumuz bizi gökyüzüne doğru uçurmaya basladı. Yükseldikçe, ayaklarım yerden kesildikçe içimde hissettiğim heyecanı anlatamam. Uçağa binmek gibi değil. Esen soğuk rüzgar teninize değip geçerken, bir yandan balonun atesi ile ısınmaya çalışmak, önünüze gelen uzun ağaçlara, tepelere çarpacak gibi olup aniden yükselmek, etrafınızdaki balonlar ile yan yana gelip, eyvah diye heyecanlanmak, en güzeli de aşağı bakıp Kapadokya’nın o essiz peri bacalarını seyretmek ve doğanın oluşturduğu renklere hayran olmak bence denemeye değer. Bir saate yakın balon yolculuğumuz boyunca farklı yüksekliklerdeki tepeleri aştık, ağaçların uçlarını alıp götürdük, havada süzüldük, kırmızı toprakları gördük ve en sonunda da inişe geçtik. Bizim inişimiz rüzgarın şiddetlenmesi ile birazcık zor oldu. Hatta o kadar zor oldu ki balonun sepetinin bağlandığı araç biz de sepetin içinde iken havalandı. Birazcık korkunçtu, görevliler aracı ve balonu yere zor indirdi. Tüm bu heyecan, korku, havada balonun içinde süzülürken hissedilen özgürlüğün yanında hiç kalır. Bu arada, balonu kullanan teknisyene balonun alçaktan gitmesinde ve ağacın ucunu alıp götürmesinde ( evet yine biz içinde havken oldu) sorun yok değil mi diye sorduğumuzda verdiği cevabi yazmadan edemeyeceğim: ” No rock, no problem” ( tas yoksa, problem de yok). Rahatlasak mı, korksak mı bilemedik.

Balon gezisinden sonra her şey çok sıradan gelmeye baslaşada gezimize devam ettik. İlk önce Göreme Açık hava Müzesi’ne gittik. Burada dağların içinin oyulması ile oluşturulan yasam alanlarını, kiliseleri gördük. O zaman buralarda yasayan insanlar odacıklar yaparak buraları yemekhane, kiler gibi farklı amaçlar için kullanmış. Manastır ve kiliselerdeki farklı çizimler ile o dönemin inançlarına yönelik izler bulunabiliyor. Açık hava müzesinde gezdiğim surece kendimi tarihin içerisinde yolculuk yapar gibi hissettim. O zamanlara gidip, hayatin tüm teknolojiden, çeşitlilikten, yapaylıktan uzak bir şekilde nasıl yaşanabileceğini hissetmeye çalıştım. Sanırım her ne kadar bollukta yasayan bizler olsak da, o zamanki insanlar bunların yokluğunda daha şanslıymışlar.

Göreme açık hava müzesindeki gezimizin ardından uzun bir otobüs yolculuğu ile Hacı Bektaş ilçesine gittik. Hacı Bektaş dergahını ziyaret ettikten sonra, etrafı biraz gezdikten sonra yemyeşil ve çok geniş bir parkın yanı başında yer alan İlhan Selçuk’un mezarını ziyaret ettik. Sonrasında ise dönüş yolu. Avanos’a döndükten sonra yörenin bir başka meşhur öğesi olan halı kültürünü yakından tanımaya çalıştık. Önümüze serilen çeşit çeşit halıların hepsi birbirinden güzel ve orjinaldi. Hepsi el yapımı, kullanılan iplikleri, renkleri, desenleri farkı farklı ama hepsinin tek bir ortak noktası göz alici olmaları. Halı şovunu da izledikten sonra iyice acıkan karnımızı doyuruyoruz ve otelimize geri donuyoruz. Avonus’un gecesi de bir başka güzel, Kızılırmak üstüne kurulmuş uzunca bir köpruden geçip, nehir kenarındaki Mado’ya oturuyoruz. Biraz çay, biraz tatlı ile sohbet ediyoruz ve ardından hem temiz havanın hem de bütün gün gezmenin getirdiği yorgunluk ile otelimize dönüp, mışıl mışıl uyuyoruz.

Üçüncü günümüz, son günümüz. Benim en çok hoşuma giden kısımlardan biri bu son günde Ihlara Vadisi’ni ziyaret etmek oldu. Yemyeşil doğa örtüsünün ortasından akan soğuk ve pırıl pırıl nehrin kenarından yürümek ve doğanın tadın çıkarmak, biraz yorulunca da yürüyüş yolunun ortasında yer alan büfeden gözleme yemek gezinin tüm yorgunluğunu unutturan ve insanı dinlendiren bir aktivite. Ihlara Vadisine giden yolda karşılaştığımız Erciyes Dağı’nın muazzam ve heybetli görüntüsünden de bahsetmeden geçmek olmaz. Gökyüzüne doğru uzanan, tepesi karlardan bembeyaz olmuş bu dağı seyre dalmak insana ayrı bir huzur veriyor. Bu son gün tam da benim sevdiğim gibi bir gezi oldu. Doğa ile iç içe olmak Kapadokya’nın o kuru havasından sonra çok iyi geldi. Ihlara vadisindeki keyifli ama bir o kadar da uzun gezimizi tamamladıktan sonra Avanos’a son bir kez donup, çanak çömlek yapımını seyretmek için bir atölyeyi ziyaret ettik. Atölyede öncelikle çömlek yapımının nasıl olması gerektiğinden bahsettiler, bu esnada da şarap ikramları ile gönlümüzü fethettiler. Yapım tekniklerini ve yerel hikayeleri dinledikten sonrada çömlek ustası bize bir gösteri yaptı. Ellerinin arasına aldığı kil hamuruna şekil vererek çok şirin bir testi yaptı. Sonrasında ise izleyenler arasından bir gönüllü çağırdı. Tabi ki ben atladım. Böylelikle tam da ustasının yanında kil hamuru ile çömlek  yapma şansına eriştim. Her ne kadar yaptığım kase kullanılabilir gibi olmasa da, en azından kaseye benziyordu. Kil hamurunu ellerinin arasına alıp, ona şekil vermek insanin hayatına yön vermesi gibi bir şey aslında. Kontrol tamamen sizde, ona nasıl davranırsanız o şekli alır. Çömlek yapımı ile gezimizin sonuna geldik ve hava alanına yani Kayseri’ye doğru yola koyulduk. Tabi ki uçağa binmeden önce Kayseri’nin meşhur mantısından da tattık. Tatmakla kalmayıp, İstanbul’a götürmek üzere de bir kaç paket mantı aldık.

Peri Bacası, balon, Erciyes Dağı, Ihlara Vadisi, çanak çömlek, mantı derken Kapadokya gezisi sona erdi. Tüm bunları yaşamak, tatmak ve hissetmek bence denemeye değer.

Sevgiler.

  • şenay fındıkkaya

    balonla gezmek büyük keyif ve müthiş bir deneyim….